Kız Doğmak Suçtu

Ad Sineması

 

 

 

Suriye’nin Kamışlı’ya bağlı Amûd nahiyesinde açmışım gözlerimi dünyaya, açmamış olaydım. Ailenin tek ve üstelik kız çocuğu olmam, Amûd toplumunda anne ve babamın üzerlerine dedikodulardan kara bulutlar oluşturmuş onlar için hep problem teşkil etmişimdir.

 

Anneme göre, babam; bir erkek evlat için her an yeniden evlenebilir evimize yeni bir kuma getirebilir. Sürekli bu korkuyla yaşayan annemin korkulu rüyalarının altında ki tek sebep kız olarak dünyaya gelmem olmuştur. Elimde olsaydı erkek olarak gelmek isterdim. Ama bu isteğimi de dile getirince Annem:

 

-Allah öyle dilemişse bir bildiği vardır. Onun işine karışmak olmaz” der ve bir daha böyle kötü düşünceleri aklıma takmamamı öğütlerdi.

 

Babamın beni kucağına alıp çarşı pazara götürmesi Amûd’ta kıyametin kopmasına yetmiş artmıştı da. Bir erkek adam nasıl çocuğunu kucağına alabiliyor. Hele bunun bir kız çocuğu olması durumu daha da vahim kılıyordu. Ama kimse bu durumu babama açmaya, bunun için babama bulaşmaya cesaret edemiyordu. Babam, belde’de adı ve lakabıyla meşhur “Mihemmed Seîd Ağayê Dekorî'” idi. Hatta yaşlı bir dedenin babama şunu söylediğine şahit oluyorum:”

 

- Mihemmed bak kaç yıl geçti. O kadından bu kızcağızdan başka çocuğunda olmadı. Senin bir erkek evlat sahibi olman gerekir. Niye tekrar evlenmiyorsun? ” dediğinde. Bereket versin adamı yaşı kurtardı. Ama gene de babam çok sert tepki gösterdi ve beni işaret ederekten:

 

- Zeynep, benim erkek evladım olarak yetmez mi? ” adam söylediğine bin pişman olmuştu. Hele babamın beni erkek evladı olarak görmesi ve göstermesi ona karşı olan sevgimi daha da bir artırdı. Bu sevincimi anlatacak kelime bulamıyordum. O gün kesin olarak inandım ki babam ikinci kez evlenmeyecekti. Ama, bunu anneme anlatmak ve kabul ettirmek imkansızdı. O günden sonra bu konuyu babama bir daha kimse açmaya cesaret etmedi. Konu benim kafamda bir daha açılmamak üzere ebediyen kapandı.

 

Babam çok farklı biriydi. Beldenin tek Jeep’i, tek radyosu babama aitti. Bu yüzden akşamları konu komşu haberleri dinlemek için evimizde toplanıyorlardı. Dedem onlara acı kahve ikramında bulunurdu. Belde de dedelerinden şehlik unvanı miras kalan kimselerde vardı. Damda ki radyomuza ait antene “Şeytanın kulakları” benzetmesini yaparak ailemiz aleyhinde çok kötü konuşuyor dedikodu yayıyorlardı.

 

 

Ancak, 1960’ın başında kızışan Cezayir Kurtuluş Savaşı ve 27 Mayıs sabahı Türkiye’de yapılan askeri darbe bu kötü propaganda rüzgârının yönünü ters yüz etti. Türkiye ve Cezayir’den haberdar olmak isteyen bu kişiler de artık evimizin yolunu öğrenmiş olup, dedikodularına son vermişlerdi. Aynı haberi arka arkaya Türkçe, İngilizce, Arapça ve Kürtçe dillerinden dinliyor dinliyor bıkmıyorlardı. Radyo babamın her şeyiydi babam radyosuz yapamıyordu. Bazen yeniden evlenmemesini bu radyoya bağlıyordum. İçim içim radyoya teşekkür ederek bozulmaması için dualar ediyordum. Babamın okuma yazması yoktu ama kaçaklılıkla uğraştığı için sınır boyu mayın tarlalarının haritalarını, geçiş noktalarını, Arapçadan başka Kürtçe ve Türkçe dillerini iyi öğrenmişti.  Bazen İngilizce haberler çıkınca keşke İngilizce de bilseydim diye hayıflanıyordu.

 

Belde de babamın tekrar evlenebilir olma ihtimali yüzünden, istisnasız gittiğim tüm komşu ve civar evlerde: Genç kızların kendi aralarındaki konuşmalarından anlıyordum ki; Babam herkesin gönlünde taht kurmuş, “Rüyalarının biricik kahramanıymış” Hala da babamı anlamış değilim o kadar çok tahtı başkalarına dağıtacağına niye bir tanesini bizim evde bırakmamıştı. Bende taht üzerinde yatmayı hep düşlemişimdir. Ancak, babam keçe üzerinde yatmayı çok seviyordu. Babamın kucağında yata yata işte bende keçede yatmaya alışmışım…

 

 

***

 

 

 

1960 yılında on iki yaşıma basmışım. Annem kumasız rüya görmemesine rağmen babam hala evlenmiş değil. Bu sabah babam, elimden tutarak beni okula doğru sürükleyince çok korktum. Aşı filan yapacaklar diye. Ama ortalıkta ne hemşire ne de doktor vardı. Apar topar okula getirilişime bir anlam veremiyordum. Ta ki öğretmen adımı deftere yazıp babamı tebrik edinceye kadar. Aman Tanrım! Babam beni okula yazdırmıştı. Bu Amûd’ta ikinci kıyamet demekti. Ben okulun ilk ve tek kız öğrencisi olmuştum. Bu yüzden olacak ki öğretmenim:

 

-Zeynep sen tarihe geçeceksin” diyordu. Bir türlü bunun ne anlama geldiğini çözemiyordum. Anlamadığım bu cümle kafamı sürekli meşgul ediyordu. Bunu öğrenmek için birilerine sormaya da cesaret edemiyordum. Bu yüzden o tarih denen şeyi öğrenmek için sürekli kitap okuyor ve büyümek için sabırsızlanıyordum.

 

DEVAM EDECEK…