Site Ust
ic-ust
Üye simge
Logo
Üst Büyük Reklam Üst Küçük Reklam
Çılgın Rus güzeli sere serpe
Chocolate Seçkinleri Ağırlamaya Devam Ediyor
Irmak Moda'dan özel kampanya
Soho Coşturuyor
 
 
 
Kategoriler
En çok gittiğiniz mekân hangisi?
Club Ceila
Soho
Ehl-i Keyf
Chocolate Bistro
Türk Kahvesi
La Grange
Minicity Canyon
Salinas
Club Vavien


 
 
Kategoriler
Ne Yıllardı o Yıllar
Yazar :     24 - 11 - 2009 09:56
382 kez okunmuştur
Ne Yıllardı  o Yıllar

Ne Yıllardı  o Yıllar 

Sınıfın kapısından henüz dışarı  adımını atmıştı ki, arkadaşı koşarak yanına geldi,

—Çabuk oğlum çabuk bana montunla ayakkabın lazım diye bağırdı, arkadaşı

—Ne yapacaksın diye sordu o da

—Ya oğlum kızla buluşacağım bu kıyafetle gidemem bana acele montunla ayakkabın lazım kız bekliyor hadi acele te dedi. Arkadaşı;

--Haa tamam o zaman dedi ve montuyla ayakkabısını çıkartıp arkadaşına verdi onun eski ayakkabıları ile ceketini giyerken arkadaşı,

—Ya oğlum para az bana biraz koltuk çıksana, diye kolunu çekiştirdi, arkadaşı elini cebine attı iki onluğu vardı birini ona verdi,

—Aslansın be kardeşim diyerek yanağını sıkıp yine geldiği gibi koşarak uzaklaştı. Arkadaşı da akşam bu durumu babama nasıl açıklayacağım evdekilere iyi bir yalan bulmam lazım diyerek sıkıntılı bir şekilde evin yolunu tuttu. 

Bu anlattığım olay seksenli yılların başında bir lise anısıdır.  

Arkadaşlığın her şey demek olduğu yıllardı onlar. Her şeyin paylaşıldığı, elbisenin ayakkabının, hatta sigaranın bile içilirken paylaşıldığı yıllar. En sıcak en samimi en yakın dostlukların olduğu lise yılları mahalle arkadaşlığından bile değerli olan lise arkadaşlığı. 

Bilgisayarın, internetin, msn, facebook, online oyunların olmadığı yıllar, henüz Özal başa gelmemiş sadece TRT 1 in tek kanal olarak yayın yaptığı, tüm ilişkilerin birebir yüz yüze yaşandığı duyguların düşüncelerin yüzlere karşı söylendiği yıllardı onlar, gençlerin kız yüzünden kavga etmek için boş alanlara davet edildiği, bıçak çakı kullanılmadan yumruk yumruğa kavga edildiği yıllardı. Esrar eroin kokain gibi uyuşturucuların adının bile bilinmediği yıllar. 

Ayda bir sevgilinin değiştirilmediği, saçların jölenmediği, sadece arkaların uzatıldığı, kravatın nizami takıldığı gömleğin içine sokulduğu, kösele ayakkabıların boyanmadığı, beyaz çorapların giyildiği yıllardı.  

Babadan eski fordun araklanarak kolların camdan sarkıtılarak arkadaşlarla kızlara hava atmak için gezildiği ama kimsenin yollarda rahatsız edilmediği, bir hoca, bir müdür, bir büyük görüldüğü zaman ceketin önü iliklenerek selam verildiği, hal hatır sorulduğu, otobüste dolmuşta yaşlılara yer verildiği bozuk paraların öne uzatıldığı, akşam yemeğine aile büyükleri ile mutlaka sofrada buluşulduğu yıllardı. 

Cep telefonu modeli ile hava atılmadığı, bilgisayar oyunları konulu sohbetin hiç konuşulmadığı, markalı ayakkabı giymenin önemli olmadığı, ütüsüz pantolonla bile okula gelindiği yıllardı. 

Ramazanda oruç tutulduğu, tutmayanların ise bunu büyük bir ciddiyetle sakladığı, kızların başını örtmeye çalışmadığı ama hiçbir kızın rahatsız edilmediği, hiç kimsenin arkadaşının kız arkadaşına yan gözle dahi bakmadığı “bacım” diye hitap ettiği yıllardı. 

Kimsenin Türk, Kürt veya Alevi olarak bilinmediği din ırk ayrımının yapılmadığı, Güneydoğuda ülkeyi bölmeye çalışan savaşın başlamadığı, ırk ve din yönünden kimsenin kimseye üstünlüğünün veya aşağılığının olmadığı herkesin Türk olarak kabul edildiği yıllardı. 

Paranın, sigaranın, elbisenin, ayakkabının, yarım ekmeğin paylaşıldığı yıllardı, dolmuş parası olmadığı için kilometrelerce yayan okula gelinip gidildiği, taksiye binmenin hayal olduğu, otobüslerde “arkaya ilerleyelim beyler denildiği ve bilet kesildiği yıllardı. 

Hafta sonları alışveriş  merkezlerine değil pikniğe, lunaparka. Cafeye değil kahveye, bilardo, atari salonlarına kızlarla buluşmak bahanesiyle kütüphanelere gidildiği yıllardı. 

Akşamları yerli dizileri seyretmekten ziyade, aile,  komşu ziyaretlerine gidildiği ve Türk kahvesi içildiği, askere gitmeyene kız, bekâra ev verilmediği yıllardı. 

Biz altmış, yetmiş doğumlular kendi lise yıllarımızla şimdikini karşılaştırdığımızda, aradaki farkı görüyor ve şimdiki gençleri anlayamıyoruz. Şimdiki gençliğin aralarında yaşadığı ilişki bize, duygusuz, ruhsuz, samimiyetsiz gibi geliyor. Ama unutmamak lazım ki değişmeyen tek şey değişimin ta kendisidir.  

Ama yine de şimdi karşılaştırıyorum da güzel yıllardı bizim lise yıllarımız. 
 
 Erdal KÖPRÜ   ekopru@yahoo.com 
 
Niyazi Faruk DEMİRAY’a
 

ait diğer yazılar için tıklayın
Facebook'ta Paylaş
Bu yazıya toplam ( 0) yorum eklenmiştir.
 
 
   
 
Web Tasarım : Ediz Duman