11 Eylül 2010 Cumartesi

Logo Yanı Üst Banner

Son Dakika :
00:25 - Antalya'da Bayram Coşkusu 22:17 - Didar Çalık ile Necdet Sekmen ayrıldı 21:48 - Sosyal demokrat Yobazlar 19:17 - Simena Sun Club'te Küpük partisi 17:12 - Miss Sungate Rixos güzellik yarışması 13:37 - 12 Eylül'de evet 13 Eylül'de Yeni bir Anayasa 13:30 - Bayram öncesi Troya morali 13:07 - Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde bayramlaşma 13:04 - Muratpaşa Belediyesi’nde çifte bayram 02:38 - Altın Portakal sosyal medya'da
Antalya'da Bayram Coşkusu
Sosyal demokrat Yobazlar
Miss Sungate Rixos güzellik yarışması
Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde bayramlaşma
 
Sol Dikey Reklam

Yaşam Bir Türküdür Anadolu’da

Yaşam Bir Türküdür Anadolu’da

Türkü; Anadolu'da doğdu, Anadolu topraklarında yeşerdi ve bu topraklarda büyüdü, halka tercüman oldu. Halk sevinçlerini üzüntülerini hayatlarını türkülerde anlattılar. Doğan çocuğunun sevincini, ölenin arkasından üzüntüyü anlattılar, doğal saf temiz olarak.

Bazen kurak bir yazın kıtlığı, açlığı bazen de bir kan davasının arkasından yaşanan acıyı, öksüzleri, yetimleri, dulları anlattı türküler.

 Hep türküler anlattı halk da gün oldu sessizce, gün oldu coşkuyla eşlik etti bu türkülere.

Tarihçilerin tarihi yazması gibi Anadolu'da tarihi de türküler yazdı. Tarih türkülerden dinlenildi, sonraki kuşaklara türkülerle aktarıldı.

Anadolu halkı tarihini atasını türkülerden, ağıtlardan öğrendi. Anadolu insanı türküyle doğar doğmaz tanıştı ilk duyduğu türkü annesinin ninnisi oldu.

O çileli yaşamının her safhasında türkü ile yaşadı ve öldüğünde yine arkasından bir ağıt yakılarak gömüldü.

Yaşamını nasıl sürdüreceğini de türkülerden öğrendi. Ekini nasıl biçeceğinden sabanını nasıl süreceğine, hasadı hangi zamanda toplaması gerektiğine kadar türküler anlattı. Zaman geldi şehirleri tek tek gezdi türküler, gezdiği yerleri de anlattı.

 

Gezdiği yerlerdeki sadece güzelliği anlatmadı türküler, kimi zaman bir eşkıyanın zalimliğini kimi zaman bir devlet adamının gaddarlığını türkülerden öğrendik.

 

O öğretti bize kahramanlıkları, yiğitlikleri, mertliği, dürüstlüğü, cesareti. Havamız türkü suyumuz türkü oldu, yaşamımızın her tarafına kanımıza canımıza iliklerimize kadar işledi. Bizden bir parça oldu, elimiz kolumuz, sigaramız, içkimiz, kadınımız, çocuğumuz gibi.

Soframızın hayatımızın değişmez parçası oldu. Zamanı gelince biz onsuz o bizsiz bir şey yapamayacağımızı anladık ve birbirimize sıkı sıkı sarıldık iki eski dostun birbirine sarılması gibi. Birbirini hiç unutmamacasına, bırakmamacasına ve yüzyıllar boyu süren dostluk böyle başladı.
Sonra başka değişik müzik türleri de girdi aramıza. Zamanla onları da dinler olduk. Bu yeni müzik türleri bizi etkiledi. Biraz da teknolojinin yardımı ile hayatımıza girdi birdenbire. Türkümüzü o eski can dostumuzu unuttuk, o yüzyıllar boyu sürdürdüğümüz dostluk birden bozuldu bir yabancılaşma oldu..'

 

'O değişmemişti ama biz değişmiştik. O yine evimizin duvarında, sabanımızın boyunduruğunda, çatalımızın, kaşığımızın ucunda, somunumuzun arasında idi.

Her yerimizdeydi, bizle, bizimle birlikteydi ama biz farkına varamıyorduk.

 

Bunun üzerine türkü ile büyümeyen kuşaklar oluşmaya başladı. Türkü bir kenara atıldı, dinlenmez oldu, onuru kırıldı, hakaret edildi, aşağılandı.

O da bunu kaldıramayarak uzaklaştı bizlerden. Uzakta olan ama gitmesek de görmesek de o yine bizim bir köyümüzde Anadolu insanının sofrasında, yatağında, tarlasında kendisine yine yer buldu ve orada yaşamaya devam etti.

 

Eskisi kadar ihtişamlı olmasa da ama. Türkü bizlere hiç kırılmadı, darılmadı biz ondan uzaklaşsak da o bizden hiç uzaklaşmadı. Hep yanımızda yanı başımızda oldu, biz dinlemesek de o Anadolu'nun yine bir yerlerinde sakin sessiz yaşamaya devam etti ve döneceğimizden emin bir derviş sabrı ile bekledi.
Anadolu insanı bu zaman içerisinde her türlü değişik müziği dinlese de zaman zaman o an dinlediği müziğin kendi için yaratılmış müzik olduğu hissine kapılsa da hep yüreğinin bir tarafında bir boşluk olduğunu hissediyor.

Aradığı müziği bulamıyor ama ne aradığını da bir türlü açıklayamıyordu. Bu arada türküyü de unutmuştu ne dinleyeceğini de bilmiyordu.

 

Böyle amaçsız olarak yıllar boyu müzik türlerini değiştire değiştire dinlemeyi sürdürdü ta bir gün Anadolu'nun o bir yerlerinde hala yaşayan türküyü tekrar dinleyene kadar. Onu ilk duyduğunda bu müziği iliklerinde, damarlarında hissetti ve şaşırdı.

 

Dinledi dinledikçe tekrar sevmeye başladı Anadolu insanı o yüzyıllık eski vefakâr can dostunu. Anadolu insanı türküye tekrar sarılmaya başladı hem bu sefer daha sıkı sıkı bırakmamacasına. Kısa sürede yine eski can dost olmuşlardı türkü ile artık kimse Anadolu insanı ile türküyü birbirinden ayıramazdı çünkü onlar artık tek vücut tek can olmuşlardı.


Erdal KÖPRÜ

ekopru@yahoo.com

(2009-11-06 14:00:07) 422 kez okundu.
EkleBunu Sosyal Payla??m Butonu
Bu makaleye toplam (0) yorum eklenmi?tir.
Yazaryn di?er yazylary
Devletin Parası Bol Galiba
Onlar Reklam Yapıyor Parasını Biz Ödüyoruz
Milli Şuur
Ben Bir Kız babasıyım.
Ne Yıllardı o Yıllar
Yaşam Bir Türküdür Anadolu’da
Evlilik ve Aşk bir arada olurmu ?
İnternette Reklam Ve Pazarlama
Ruhu Olmayan Festival

 

Sağ Kare Reklam

 
 
 
 
 
 
 


12 eylül referandum anketi

Hayır
Evet
Kararsızım






antalyaclass@gmail.com Editör'e Yaz
Copyright © 2009
Web Tasarım ve Programlama