Kağit Parçası Tartışmasına Dair
Uzun süredir gündemi meşgul eden ve bir süre ara verildikten sonra yeniden ülkenin gündemine getirilen ’irtica ile mücadele eylem planı’ veya AKP ile Gülen’i bitirme planı olarak tanımlanan belgeye ilişkin değişik görüşler ileri sürülmektedir.
Siyasal iktidara göre TSK içinde bir grup subay kendilerine karşı darbe planı yapmakta ve sonuç olarak meşru bir seçim sonucu iktidara gelen bir siyasi partiyi silah yoluyla iktidardan düşürme ve bilinen tabiri ile darbeye teşebbüs etmektedir.
Öte yandan bir kısım hukukçular ve aydınlar bu suçlamaya dayanak teşkil ettirilen belgenin bir fotokopi olması nedeni ile hukuki değerinin tartışılması gerektiğini ve sonuçta bu belgeye göre insanların suçlanamayacağını ileri sürmüşlerdir.
Bilindiği gibi aylar önce adından yola çıkılarak, neyden ve kimden yana taraf olduğu anlaşılamayan bir gazetede; ortaya atılan iddia ve fotokopi üzerine başta siyasal iktidarı elinde bulunduran parti olmak üzere, birçok kesim suç duyurusunda bulunmuş ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hükümete karşı darbe teşebbüsü içinde olduğunu ve bunun belge ile kanıtlandığını ileri süren açıklamalar yapmışlardır.
Bu gelişmeler tüm insanların kafasını karıştırmaktadır.İnsanlar gerçekten en güvendikleri kurumların başında gelen Silahlı Kuvvetlerini demokrasi karşıtı ve darbe heveslisi bir takım insanları barındırdığını geçmişteki yaşananlara bakılarak böyle bir durumun mevcut olduğunu düşünmeye zorlanmışlardır.Böylelikle siyasal iktidar kendisini mazlum göstererek yapılan anketlere göre büyük oranda kaybettiği oylarını yeniden toparlama çabasında olduğunu ortaya koymuştur.
Son olarak önceden fotokopisi ortaya çıkartılan bizce de hukuken ‘kağıt parçası’ olan bir delil ile sonuca ulaşamayacağını anlayan zihniyet fotokopi üzerinde imza incelemesi yapılamayacağı gerçeğini grafoloji uzmanlarından geçte olsa öğrenince aradan birkaç ay geçtikten sonra ıslak imzanın bulunduğunu iddia ettikleri bir belgeyi savcılığa intikal ettirerek yine iddialarını sürdürmeye başlamışlardır.
Bu noktada ülkenin başbakanı, bu belgede genel başkan olduğu siyasi partiye yönelik faaliyetlerden söz edildiğinden bahisle konunun tarafı ve takipçisi olacaklarını belirterek bir anlamda gerçekliği henüz yargıda açıklığa kavuşmayan b,ir belge üzerinden iddialarını ortaya koymuş ve sonuna kadar bu iddiaları takip edeceklerini belirtmiştir.
Bir hukukçu olarak olayları yasalar ölçeğinde değerlendirdiğimizde:
-Aslı olmayan bir belgenin fotokopisi üzerinden Cumhuriyet Savcılığına Türkiye’nin en önemli ve güvenilir kurumlarından Silahlı Kuvvetleri zan altında bırakacak bir iddiayı ortaya koyan şikayette bulunmak ülkeyi yönetme erkini elinde tutan ve hukuki konularda yeterinden fazla hukuk danışmanı ve hatta hukukçu millet vekili (içlerinde profesör seviyesinde akademik kariyeri olanlar dahil) olan bir siyasi partinin böyle bir bilimsel gerçeği bilmemesi düşünülemez.Kriminoloji ilminin grafoloji bölümünün en temel bilimsel gerçeğini yani fotokopi üzeriden imza incelemesi yapılamayacağını bilmesine rağmen bu şikayeti yapan zihniyetin amacı hukuki sonuç almaktan çok siyaseten sonuç elde etmektir.Bunu yapan siyasal iktidarı elinde tutan parti olduğuna göre amaç yargıyı siyasal baskı altında tutmaktır.
Bugün ise belgenin ıslak imzalısı olduğu ileri sürülen bir metin tekrar gündeme getirilmiş Savcılıkça herhangi bir inceleme yapılmadan ve sonuca varılmadan Başbakan düzeyinde verilen demeçlerle insanların lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi ihlal edilmektedir. Bu durumu hukukun üstünlüğüne inanmış v e hukuk devleti sıfatını taşıdığını iddia eden hiçbir devlette kabulü mümkün değildir.
-Basından öğrenildiğine göre; belgenin içeriği irtica ile mücadele için iktidar partisi AKP ve bağlantısı olduğu iddia edilen Fettuhullah Gülen’in kamuoyunda gücünün yok edilmesine yönelik faaliyetleri içermektedir.
Hafızalarımızı biraz yokladığımız da yakın bir geçmişte iktidar partisi AKP’nin anayasa mahkemesinde görülen kapatma davası sonuçlanmış ve AKP Cumhuriyet ve laiklik karşıtı irticai hareketlerin odak noktası haline geldiği gerekçesiyle kapatma yerine para cezası ile cezalandırılmış olduğunu görmekteyiz.Yani AKP’nin irtica ile ilişkisi yargı kararı ile sabittir.Bu belirleme karşısında AKP’nin anayasada devletin laiklik kuralına aykırı davranarak anayasal suç işlediği ortadadır.Hafızamızı biraz daha yokladığımız da AKP’nin kurucu ve ileri gelenlerinin önceden mensup olduğu veya zihniyetini taşıdığı geriye doğru Refah, Milli Selamet,Milli Nizam partilerinin aynı gerekçelerle anayasa mahkemesince kapatıldığı veya cezalandırıldığı görülecektir.Bu gelişmenin tesadüf olmadığı düşüncesindeyiz.Ancak ne tesadüf ki AKP irtica ile mücadele eylem planına karşı çıkarken demokrasi ,hukuk devleti,insan hakları kavramlarını ortaya koymaktadır.Bu durum tam anlamı ile çelişkidir.İrticanın odak noktası haline geldiği mahkeme kararı ile sabit olan bir siyasi partinin irtica ile mücadele karşısında söyleyeceği başka sözlerde olmalıdır.
-Düşüncelerimize demokrasi havarisi liberal aydınlarımız derhal ‘darbe yanlısı’ düşünceler olarak değerlendirmelerde bulunacaktır. Böyle bir düşüncede olmadığımızı her fırsatta açıkladık.Ancak şu merakımızı da bir türlü aşamadık.28 Şubat ve e muhtıra ile ilgili her türlü karşı çıkış ve saldırıda bulunanların 12 Eylül darbesine karşı, bu denli karşı durmadıkları düşüncesindeyiz.Çünkü irtica ile mücadele de yapılan doğru veya yanlış işlemlere karşı çıkanların irtica ile ilişkileri mahkeme kararlarıyla sabit olduğu dikkate alındığında son günlerde belge ile ilgili yaşananların ne anlama geldiği daha kolay anlaşılabilir.
Saygılarımla..
(2009-11-02 12:32:41) 707 kez okundu.