Öğle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, üç tarafı denizlerle çevrili, iklimi, tarihi, doğası, insanı, saymayla bitiremeyeceğimiz özellikleriyle bir cennettir adeta güzel ülkemiz. Uğruna nice şehitler verilmiş; nice kahramanlıklara şahit olmuş, içten ve dıştan her türlü saldırılara, tuzaklara rağmen bu günlere kadar ayakta kalabilmiş yıkılmaz bir çınar misali Türkiyemiz…
İnsanoğlu, yeri ve zamanı geldiği zaman ağlamalı, gülmeli, gezmeli, tozmalı.Ama bunları yaparken yeri geldiği zaman, daha dün atalarımızın yaptığı gibi gözümüzü kırpmadan, bu ülke uğruna canını verebilmelidir.
Kim ister ki her gün savaşların olduğu, beşikteki bebeklerin bombalarla katledildiği,
hastalıkların ve yoksulluğun hüküm sürdüğü bir ülkede yaşamayı.
Çok uzaklara bakmaya gerek yok, yanı başımızdaki komşu ülkelerimizin içinde bulunduğu fotoğrafa baktığımız zaman bütün her şey ortada zaten. En önemli konu ise bu ülkelerin nasıl bu hale geldiği, kimler tarafından, niçin bu hale GETİRİLDİĞİNİ bilmemiz gerekir.
Bütün bu analizleri yaptığımız zaman hele hele, sınır komşularımızın içinde bulunduğu durumu kavradıktan sonra,
bir Türk genci olarak, kesinlikle umursamaz olamayız.
Sıralanmış, yıkılmak için hazır bekleyen domino taşları gibi yıkılmayı bekleyen ülkeler zinciri durumunda adeta komşularımız. Kuşkulanıyoruz elbet; sarsıntı bizim ülkemizi de sarsar ya da ateş bizim ülkemize de sıçrar diye. Anlaşılması ve çözülmesi o kadar zor olaylara şahit oluyoruz hergün. Gündem o kakar hızla değişiyor veya değiştiriliyor ki hangisini takip edeceğini şaşırıyor insan.
Ülkemiz insanına baktığımız zaman bir umursamazlık havası başgöstermektedir. Birçok insan, her şeyi bir kenara bırakmış, bu durumları seyretmeyi tercih etmektedir. İ
nsanlar da haklı tabi ki evde ekmek bekleyen çocuğunun karnının aç kalmaması için eli boş gitmeme telaşında. Vatandaşlarımızın bir kısmı da işlerini daha iyi hale getirip çocuğuna, eşine hangi marka arabayı alırım; diğer tanıdıklarımdan daha üstün nasıl olurum havasında.
Birçok değerimiz yok olmuş; tok açın halini önemsememekte; komşuluk ilişkileri zayıflamakta; yan komşuda cenaze varken diğer komşu düğün yapmaktadır.
Ama unutmamamız gereken en önemli konu, hiçbir şeye değişilmeyen, eşi ve benzeri olmayan, hele hele gidilecek başka bir yerimiz olmadığı için, bu adı konamaz sevginin adı Vatandır elbet.
Siz, yıllardır çalışın çabalayın her türlü zevki sefayı sürün ama vatanın yoksa hepsi hikâye değil midir? Niyedir bu boş vermişlik, niyedir bu zevk düşkünlüğü, niyedir bu hırs? Bizler, dünya işlerine dalarken, kendimizden birçok değerin kaybolduğunun farkında bile değiliz; Kültürümüz, âdetimiz, geleneğimiz, göreneğimiz, asırlardır yaşanmış değerlerimiz, bir bir tarih olup gidiyor. Hâlbuki onlar, değil midir insanları birbirlerine bağlayan, akrabalık bağlarını sağlamlaştıran; kardeşçe yaşamamızı sağlayan? Bizim örf ve ananelerimiz değil midir diğer milletlerden farklı ve üstün olmamızı sağlayan? Bizler, niye seyirci kalmaktayız değerlerimizin talan olup gitmesine?
Evet, bütün bu saydığımız unsurlar birer birer yok olurken bizler, bilinçli Türk gençliği olarak, her gün kendimizi geliştirip ülkemizi daha refah hale getirmek için mücadele etmeliyiz; çünkü bu ülkede bugün biz yaşıyoruz; yarın çocuklarımız ve torunlarımız yaşayacak.
Atalarımızdan aldığımız mirası, zerresine zarar gelmeden, teslim etmek boynumuzun borcudur. Ne tür oyun oynanırsa oynansın o oyunları birer birer bozacak ve yapılan her türlü kalleşliğin hesabını sormalıyız.
Biz, Türk gençliği bu ülkenin nimetlerinden en iyi şekilde yararlanacak, ülkemizde hiçbir millete uşaklık etmemeliyiz kesinlikle. Atalarımızın can verdiği, mübarek kanlarını döktüğü bu topraklarda her zaman var olmalıyız ve onlara hiçbir zaman ihanet etmeden yaşam sürmeliyiz. Birileri bizi yıldırmaya çalışsa da, “Sen daha gençsin. Sana mı kaldı vatan kurtarmak” deseler de bizler, inadına dört elle birbirimize sarılmalıyız, bu sayede aydınlık günlere hep beraber ulaşmalıyız. Varsın eğlenen eğlensin dalgasını geçen geçsin.
Ulu Önderimizin dediği gibi:” SÖZ KONUSU VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR” özdeyişi ile hareket etmeliyiz.
Çok iyi biliyoruz ki
Fatih Sultan Mehmet han, İstanbul’u fethettiği zaman gençliğinin baharındaydı. Gençliğini yaşayamadan, ülke meselelerinin içinde buldu kendini ve o güzel İstanbul’u hediye etti bizlere.
Şimdi ise söz söyleme zamanı bizlerde değil midir? Bütün umursamazlıkları bir kenara bırakıp tek söz söyleme zamanıdır. “FATİHİN İSTANBULU FETHETTİĞİ YAŞTASIN
E.Serkan UYSAL
Antalya Ülkü Ocakları İl Başkanı